Keşke Herkes O’nu Anlayabilseydi

İlhan Baran

Bugün çok üzgün günüm,

Ustam, bestecilik hocam İlhan Baran‘ı kaybettik. 83 yaşında, evinde yalnız ölü bulundu. Hayatı boyunca yalnızdı zaten. Anlatayım biraz;

Öyle ki, -1960’lardan itibaren ki teknoloji sıralaması ile gidiyorum-

evinde hiç bir zaman radyo olmadı,

hiç bir zaman televizyon olmadı,

hiç bir zaman müzik seti olmadı,

Bir ailesi olmadı.

Çok ama çok ender sevgilisi olurdu:

kısa sürerdi.

Onun dünyası kitapları ve notalardı.

Evinde binlerce orkestra eseri partisyonu vardı. Evinde müzik seti olmadığı için, (ya da olmasını istemediği için) İlhan hoca, eserleri eline alır okurdu saatlerce, onları kafasında dinler, duyardı. Filanca senfoniyi ya da operayı, dinleyemezdi. On yılda bir öğrencileri hatırına olurdu, bir zorunluluktan olurdu onun müzik dinlemesi.

Konserlere gelmezdi. Onun eserlerinin çalındığı konserlere de gelmezdi.

Beste yapmayı 35 yıl kadar önce bırakmıştı. Küsmüştü. Çok az eseri vardır. Senfonik eseri sadece bir tanedir. “Töresel Çeşitlemeler” Bu eseri ilk kez geçen yıl (bestelenişinden 41 yıl sonra) Bilkent Senfoni Orkestrası çaldı.

İlhan hoca konsere geldi mi? Tabi ki hayır!

Bu nasıl korkunç bir yalnızlıktır, kelimelerle tarif edilemez. Arada bir sinemaya giderdi. (Muhiddin ile ben onun 80’li yıllarda öğrencisiydik, bazen bizi de götürürdü sinemaya) Sadece bilim kurgu filmleri. Sadece! Gelecekle ilgilenirdi. Günümüzün dertleri, dramları, aşkları, onun konusu değildi. Sadece uzay konusuydu!

Bize de aşılamıştı uzay merakını. Muhiddin de ben de çok sayıda eser yarattık bu konuda.

Çevresinden saklamadığı, pek de sır olmayan özelidir; 60’larda Paris’te öğrenciyken bir Japon kızı ile yaşadığı aşkta evlilik dışı bir kızı olmuştu, (hepimiz bilirdik) o kızı hayatında sadece bir kez görmüştü. (bunu da hepimiz bilirdik) Baran’ın kızı ile yıllar önce bir Japonya turnemde tanışma fırsatım oldu, hakikaten babasına çok benzeyen bir zarif Japon-Türk kadınıydı.

&

Değerli Şefik Kahramankaptan Baran ile ilgili “Müzikte Derin Buluşma” kitabını 5 yıl önce kaleme aldı. Çok iyi kitaptır.

Baran tabi ki okumadı kitabı.

Ve öldüğü, her gün gittiği restorana (34 yıldır her gün) bugün gitmediği için anlaşıldı! Eve girdiler Çilingirle. Ölmüştü. Neden öldü. Bilmiyoruz.

Ve bir yerden, bestecilik hocamın, bu yalnızlık senfonisi insanının ölüm haberi beni sarstı. Zangırdattı. Bilemiyorum.

Demin;

Gitmem gereken bir kokteyl vardı ona gittim, NewYork’tayım;

Şuradan tekrar ona döndüm; biraz önce benim için NewYork’da Marmara otelin terasında bir resepsiyon düzenleyen ABD’deki Türk dostlarıma sevgiler. Güzel bir gece oldu. Katılım da yoğundu.

Bir ara bu entelektüel ve akademisyenlerden oluşan dostlar ile kısa bir soru cevap yaptık. Orada ilginç bir soru olmuştu,

Soru şu;

“Batı müziği neden çok seslidir de Türk müziği tek seslidir?”

Bu soruya en güzel cevabı işte hocam İlhan beyden öğrenmiştim. “Sakın zebra ile zürafayı karşılaştırmaya kalkışma, ikisinin de özelliklerini analiz et, biri uzun boylu diye daha iyi değil, öbürü hızlı koşuyor diye daha iyi değil, araştır”

Ve onunla olan derslerimizde, Wagner’den Schönberg’e analizlerimizin yanında mesela İsmail Dede Efendi‘nin “Saba Mevlevi Ayini” ni de analiz etmişliğimiz vardır, bu müziğin değerini anlamışlığımız, derin kültürün derin tekniklerini öğrenmişliğimiz vardır İlhan hoca sayesinde.

Bin yıl kadar önce Anadolu modları ( makamları) nota yazımı başlamıştı. Nota yazım yani Anadolu topraklarında başlamış bir şeydir. Batılılar bu 8 makamdan ikisi ( aeolan ve ionian) üzerinde yoğunlaştılar bunlar majör ve minör gamlarıdır.

Zaman içinde,2 sesli,3 sesli , 4, 5 sesli polifoniler oluştu. Batı müziğinin 500 yıllık müthiş yükselişi başladı. Bach’ın füglerinden, Chopin’jn noktürnlerine, Beethoven’ın senfonilerinden, Wagner’in operalarına, müthiş bir yükseliş.

Türkler ise makamları renklendirdiler;

8 makam, zaman içinde evrim geçirdi; daha hoş melodiler yaratmak uğruna, 8 Anadolu makamı Osmanlı’da 560 makama dönüştü, hicaz ve çeşitleri, saba, segah, suzidil, kürdi, bestenigar, buselik, rast, hüseyni ve çeşitleri gibi.Bu renk ve ahenk içerisinde Itri’nin nevakar’ından, Hacı Arif Bey şarkılarına, İsmail Dede Efendi ayinlerinden, Neyzen Tevfik‘e güzellikler oluştu, sanatın bir başka teknik ırkında… ( bunu böyle anlamamızı istedi İlhan hoca)

Ve de; özellikle hem halk hem de mevlevi / bektaşi müziklerinde gördüğümüz üzere aksak ölçüleri ve velveleleri ile müthiş bir ritm kompleks yapısı oluştu.

&

Müzik; melodi, armoni, ritim temelindedir. Batı, melodi ve armonide ( çok seslilikte) Türkler ise melodi ve ritim de ilerlediler.

Tüm bu bilgi kapısını bizlere aralayan İLHAN BARAN hocama tekrar sevgi ve saygıyla. Bu yolda düşündük. Ve haklı çıktık. Keşke herkes onu anlayabilseydi.

Onun yalnızlığını Marquez bile anlayamayabilirdi “yüzyıllık yalnızlık”ı yazarken… 83 yıllık bu yalnızlığa biz öğrencileri şahidiz.

Fazıl Say


Karnaval’da Arayın

ınstagram’da Karnaval